26 Mart 2009 Perşembe

Öğretmen Kutsaldır!



Hırs, nefret, sevgi, saygı, şefkat, korku, bunalım, esaret, isyan!...akıl almaz bir mantıkta...hepsi sadece bir klipte...!

Siz, bir saniye içinde 10 tane mimik nasıl yapılır düşenedurun...Ben hesap kitap yapacağım.

1 Şubat 2009 Pazar

Roger'ın Gözyaşları



Sanırım bu olaydan sonra ödül töreni maçtan daha çok ilgi toplamıştır. Gerçekten herkesi çok duygulandırdı Federer...Zaten bu ikilinin her karşılaşması çok duygusal geçiyor.
Ama karşılaşma Nadal'ın yarı final mücadelesindeki kadar zevk vermedi. Yine ara ara çekişmeli uzun ralliler izledik ama keşke Federer us open finalindeki gibi bir performans sergileseydi de, bir unutulmaz maç daha izleseydik...

Tüm tebrikleri Nadal haketti bu gece...Avustralya açık tarihindeki en uzun maçtan çıktıktan sonra, daha 24 saat bile geçmeden Federer gibi bir isimle karşılaşması, neredeyse bütün maç boyunca inatçılığından hiçbirşey kaybetmeyişi, maç sonunda bir de Federer'i teselli etmekle uğraşması bu adama bir kat daha hayran olmamı sağladı...Performansını geliştirdikçe daha alçakgönüllü oluyor bu adam...(: Sonuna kadar hakettin Rafael..! Roland Garros'daki zaferini sabırsızlıkla bekliyoruz...

6 Kasım 2008 Perşembe

Bir anlık tereddüt

Okuldayım, dersim iki buçuk saatlik işkencenin ardından sonunda bitmiş. Eve gidip sabaha kadar görmezden geldiğim uykumla hesaplaşmak istiyorum...
Derslikten büyük bir mutlulukla çıkıp durağa doğru ilerliyorum. Yalnız durak pek bi kalabalık. Belki oturacak bir yer bulurum umuduyla üşenmeyip 2 durak geriye yürüyorum. Aklımı seveyim.12 senedir kesintisiz bindiğim ''çarşıya boş araba geliyo musunuz bayan? balcalısı''nda oturacak yer bile buluyorum. Pencere kenarı değil ama olsun. Otobüs hareket ediyor ve ben iki durak ileride bekleyen arkadaşları pek bir seviyorum.

Otobüs 4 durak boyunca bir miktar dolduktan sonra asıl kabus, hastane durağına geliyoruz.
HAYIIIR!  Çok fazla yaşlı amca ve teyze var burada. Kesin pozisyon kaybedecem. Ama o da ne bütün yaşlı insanlar kendilerine yer bulmuştu bile. Çok mesuttum ve hala oturuyordum. 
Ancak o sırada ''çok yaşlı olmayan ama otursa fena olmaz teyze'' otobüse bindi(tamlamaya gel!). Tamam dedim, artık bu teyzeye de yer vermelisin. Bütün samimiyetimle ayağa kalkacaktım ki yanımda oturan ve 4 duraktır kafasını sabit tutmakta bile zorlanan bir denyo kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle beni de vahşice ezerek ''buyur dezze'' dedi.
İşte o an film şeridi olan hayatımın en gerilimli sahneleri başladı. Teyze, yanımdaki denyoya zoraki bir minnetle ''sağol yavrıım'' dedikten sonra benim bulunduğum koltuğun yarısı ve kendi koltuğu olmak üzere bir buçuk koltuğa ancak sığışarak ''bismillahhhh'' efektiyle oturdu... Artık pencere kenarındaydım ama mutlumuydum? Hayır. Bir an düşünmekle zaman kaybetmeyip teyzeye yer verseydim ayakta ama ferah, mutlu bir yolculuk geçirecektim. Ama şu an mengene teyze tarafından sıkıştırılmış ve de yer vermemiş bir gencin yaşadığı suçluluk duygusuyla oturuyordum. 

O denyodan nefret ettiğim kadar kimseden nefret edemezdim. Sorumluluğunu yerine getirmiş bir genç olmanın verdiği o hazzı tiksindirici bir şekilde yaşıyordu.

Ayakta olduğundan dolayı bana tepeden bakması yetmiyormuş gibi bunu bir de mecazileştirmesi, aslında otobüste kimse yer vermemiş de sadece kendisi bu fedakarlığı yerine getirmiş alkış bekler duruşu, yol boyunca teyzeyle yaptığı hal hatır muhabbetleri, teyzenin bunlara karşılık vererek ''evet sen olmasan bu yanımda oturan satanist kılıklı zibidi bana hayatta yer vermezdi ''gibi konuşması
(veya benim öyle algılamam).
Denyonun otobüsten inerken ''hade dezze kendine iyi bah'' demesi teyzenin bu laftan sonra bana yan yan bakarak denyoya ''sağol kuzuum'' demesi (ulen denyo ne zaman kuzu oldu). Ayrıca teyzenin beni yol boyu madden de ezmesi bu yolculuğu daha da iğrenç kıldı.
İşkence gibi geçen bir 20 dakikadan sonra sonunda ineceğim durağa geldik ve otobüsten rahatsız, sinirli bir yolculuktan sonra boynu bükük bir şekilde indim.
Bu yüzden daha mesud yolculuklar için;

TEREDDÜTTE KALMAYIN OTOBÜSTE YER VERİN.

19 Ekim 2008 Pazar

Panasonic NV-GS400

2004 yılında piyasaya sürülmüş olan bu cihaz çıkışından bir sene sonra EİSA (europea imaging and sound association)tarafından yılın kamerası seçilmiş ve normalde amatör kullanıcıların tüketimine sunulmuş olmasına rağmen pro kullanıcılar tarafından da çok beğenilip kullanılmaya başlamıştır.
 
Ancak bir süre sonra üst sınıf kameraların satışını baltaladığı için panasonic tarafından üretimi durdurulup yerine daha kısıtlı bir model olan nv-gs500 piyasaya sürülmüştür.
Peki ama bu kamerayı bu kadar iyi yapan özellikler nedir?

Öncelikle
-1/4.7 inç performanslı 3CCD (kırmızı, mavi ve yeşil  3 ayrı renkte algılayıcı  sensör) barındırması.

-12x optik LEICA dicomar lens

-Optik image stabilizer (görüntünün sarsılmasını indirger)

-Manuel odaklama halkası

-4 mp fotoğraf kaydı

-Pro cinema modu(24p)

-16:9 çekim modu

-Cyrstal Engine görüntü işlemci

-3,5'' lcd ekran

-Zoom mikrofon & stereo mikrofon


ve shutter speed ,beyaz dengesi, odaklama gibi ayarlarını otomatik seçenek dışında hepsini manuel ayar olarak da barındırması bu kamerayı diğer handycam lerin üstüne;
pro kamera seviyesine taşıyor.


Peki ben bu kamerayı niye bu kadar anlatıyorum...
Artık 2 yıllık uykuya bir son verip kısa filmcilik hayatıma bu şahane kamera ile yeni bir başlangıç yapıyorum.
İki gün önce gittigidiyorda gördüğüm bu kamera fiyat olarak da biçim olarak da beni derinden yaraladı. İlk görüşte aşk gibiydi...Hemen satıcıyla konuşuldu, eksikler giderildi ve kredi kartı numarası gelecek 12 ay düşünülerek sıkıntıyla girildi...

Dün bayramda akraba bekleyen amcalar gibi kargo arabasını bekledim pencerede ve 1 saatlik bekleyişin ardından kırmızı kamyon belirdi. Ben o ana kadar kapı zilimizin bu kadar güzel çalabildiğini farketmemiştim. Taa ki diofondan 'kim o?'diye sorduğumda gelen 'kargoooooo' yanıtını duyuncaya kadar...
Aslında zil kendi kafasına göre takılıyordu anlamını ben yükledim...
Kurye yukarı çıktı , imzalar atıldı , paket titizlikle açıldı, kuryeye bahşişi verildi.
Artık sadece kameram ve ben vardım...
Aslında kapıya paket gelmesi başlıbaşına güzel bir olgu.

Herneyse, paket geldikten sonra dışarı çıkmam gerekti ve ilk gün sevenler ayrı kaldı ama bugün çıkıp ilk çekimlerimi yaptım.
Herşeyi manuel olan bir kamera kullanmak ne zahmetli bir işmiş bunu anladım. Çekimlerde daha kontrolü güç kameralarla bu ayarları yapan arkadaşlarımı saygıyla anıyorum.
5-6 dakikalık dağ taş manzarası ve yoldan geçen insanlar klişeleriyle birlikte ilk ısınma seansımı tamamladım...
Bunlar da sevgili x (daha isim vermedim...verecem...)ve benim beraber ilk görüntülerimiz.
Bu arada ne zamandır bu bloga başlamayı düşünüyordum ama başlangıç için aklıma bişey gelmiyordu. Artık düzenli olarak yazmaya başlayacağım.Belki de bu şekilde liseden sonra artık bulamadığım o yazı yazmanın verdiği mutluluğu burdan gideririm...Hoşbulduk...



Bakmaya doyamıyorum, masaüstü yaptım. (: